23 Ekim 2010 Cumartesi

öğleden sonraları...

tanrım ne tuhaf! ben fena huylu bir kız mıyım? fena bir kız mıyım? hayat kelimesi hele, hele yaşam kelimesi ne kafa ütüleyici tefekkurlara müsaade ediyor yarabbi! ben yoruldum desem de bundan sonraki nefesi almayacağım deme lüksüm mü var sanki? neyim ben, ne oluyor bana? kendimden korktuğumu anlatamıyorum, hem de nasıl zangır zangır titreyerek. aydınlıktan çekinmeyerek tüm organlarım müthiş bir kurşun yağmuruna uğramış da hepsiyle birlikte çekinmeden etrafıma kanlarımı savurarak ağlıyoruz. ben nasıl bir mahlukum allahım? lütfen! insan kendinden korkar mı hiç? bu hayat ve şehir dedikleri mecralar öyle bir insanı yontan süratle ilerliyor ve genişliyor ki bir anda seni içine alıverecek ve yutacakmış gibi gelmiyor mu? insanlardan nefret etmiyorum. insanlardan nefret etmeyi bir an bile düşünmedim, bu sadece bir yalnızlık ihtiyacı.

9 yorum:

Adsız dedi ki...

koskocaman şehirde nasıl yalnız olunuyor anlamıyorum... yok mu hiç özel birileri.

Coquettish dedi ki...

niçin okuduğunuzu anlamaya gayret göstermediniz? yazıda anlattıklarımla yalnızım nidaları atmanın arasında fazla mesafe mevcut, ne yazık ki.

Adsız dedi ki...

belli olduğu üzere başka amaçların peşindeyim.

hem neden ısrarla yanıtlamıyorsunuz?

Adsız dedi ki...

ya da boşver deniz.
aklım karmakarışık.
ve bu soruların muhatabı sen değilsin aslında.
bu kadar densiz olmak istemezdim. neyse aslında seni ve yazılarını sevebilirm bile.

Coquettish dedi ki...

ısrar üzerine yanıt:

şehirler insanların birbirlerinden kaçmak için bir araya toplandıkları mekanlardır. ya da buna benzer bir cümleydi, bir filmde duyduğum.
bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpüverecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. öyle günlerim oluyor ki etrafımda en küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. kafamda hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan eşsiz hayaller, bana herşeylerden daha güçlü görünen fikirler birbirlerini kovalıyor. fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. bütün bu beynimden geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. o zaman ne kadar hazin bir hal aldığımı düşünemezsiniz bile, fazla zavallı oluyorum. odamdaki pencereler ansızın büyüyüveriyor. zannediyorum ki bu esrarına varamadığımız hayat beni bir karınca gibi eziverecek. böyle acizken odamda her şey bana küçüklüğümü ve zavallılığımı(zı) haykırıyor. sokağa fırlıyorum. bir tek yakın çehre görsem de yanında yürüsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum. halbuki ara sıra karşılaştığım arkadaşları görmemezliğe geliyorum. hiçbiri bana bu anda yardıma çağrılacak kadar yakın görünmüyor. bilmem beni anlıyor musunuz? şimdi ve belki de daha önce size bir sürü şeyler söyledim. onların manasına bakmayınız, içimde senelerin biriktirdiğini boşaltmaya çabalayışımdı. siz bana şimdi bahsettiğim bu yakın çehre gibi göründünüz.

neden, ben de bilmiyorum.

ben bir şey bilmiyorum.

Adsız dedi ki...

kaybolmaktan ödüm kopuyor.

Coquettish dedi ki...

:))

Burak Özkan dedi ki...

http://burakozkanps.blogspot.com/2010/11/55-sayfa-mimi.html

bizim oynadığımız oyuna benziyor. :D

http://abebedorespgondufo.blogs.sapo.pt/ dedi ki...

Very good.
Merry Christmas.