21 Eylül 2012 Cuma

ha ha

Ha Ha by emiliana torrini on Grooveshark


Kaç lira ediyorsun? Bir söylesene ederin ne? Değerini buluyor musun aramızda?

Ah durun durun size yüreklice bir şey anlatmağa niyetlendim. Ben şimdi aşık olma aşamasındayken niçin onun her hesapsız(!) hareketi benim daha önceden hayata durup baktığım manzara ile ilişkileniyor ki?

ben şimdi aşık oldum ya 
artık her şeyin seninle bir ilgisi ortaya çıkar 
işte bunlar hep detay
ahh olmasa detay
insan neyle seni aşar

I imagine so many things.





2 Eylül 2012 Pazar

kitap okundukça uyandırır, uyutmaz ki

yazılmayı bekleyen, henüz sıraya girmemiş onlarca yeni cümle kafamın içindeki makineyle boğuşuyor. ben sana ne oyunlar oynamasa diye egomla sevişiyorum. bak sana eski bir cümlemi buldum, kağıda yazmıştım lakin hiç sesimle uzaya göndermemiştim. "Modern erkekler benimle anlaşamaz."

küçükken babam tüm duyduğum seslerin, kulağımın algılayamadığı sesler dahil uzaya gittiğini söyledi. devamını getirmedi bu nedenini tam hatırlamadığım açıklamanın. ben de o seslerin uzayda biriktiğini düşündüm hep. dünya oluşalı beri çıkan tüm seslerin uzayda halen devam ettiğini, orada tüm seslerin aynı anda ve sürekli bir şekilde var olduğu yani susmadığı hülyasındaydım. şimdi yazmaktan çok yazılanı silme eyleminden oluşturacağım bu yazı da meydana gelirken çıkan tuş seslerinin anlık olduğunu mu sandınız siz? o kadar tuş sesi bir an için, şu an bu yazı için mi çıkıyor? hayır. bir kere olmuş olan bir şey nasıl yok olur, enerjinin korunumu bunda nasıl geçerli olmaz? eksik değil bilgim. umarım o sesler, parmakların tuşlara uyguladığı basma-basınç enerjisi falanı filanı toplayıp öyle öyle demez aranızdan biri. bu bir hülya çünkü. benim kurduğum ve içinde içini ciddileştirerek yaşadığım bir hülya. o seslerden hangileri sana aitse içinden biri benim diyelim 13 yaşımda söylediğim "bozuk para yoksa sakız da olur." cümlesine senin geçen gün tam 26 yıl 12 günlük halinle yüzüme sarfettiğin "kendini tanıyor musun?" cümlesine cevap olabilir. çakışabilir. ne çakışması bunlar birbirleriyle ilişkiyi bayağı ilerletmiş bile olabilirler. inanmıyorum. açıklayamıyorum tam olarak.

batıdan bile isteye aldığım tüm psikolojik ilimleri/delilikleri belli bir süre avrupa'da yaşayarak avrupalıların üstünde pekiştirmek istiyorum.

staying up too late having conversations interspersed with kisses.


8 Temmuz 2012 Pazar

dudaklarimizin mimarisi

Son bir bucuk senedir elimi surmedigim, gozume gostermedigim gibi piyano calmak icin bayginlik geciriyorum. Siz hic Wagner dinlediniz mi hanimefendi? Ah hanimefendi, dudaklarinizin mimarisi...

2 Temmuz 2012 Pazartesi

beyaz bluzlar

rahat bırak beni deyip siktir olup gidiyordu. sonra dönüyordu. yine dönecekti, biliyordum. ama rahat bırakmak istemiyordum. niçin? ben salak mıydım, hiç anlamıyordum. acı çektiğim kadar çektirmesini ve kıvrandırmasını da öğrenmiştim ve aman vermiyordum.

AMANN!

vermezdim, ben öyleydim.

bencildim. Aslan burcuyum; şehvetim de, vermeyişim de, kaybediş ve kazanışım da büyük, 'öyle olmalı' güdümle tırmalıyordum. tırmalanan yer ha onun götü ha benim kollarım olsun, ne ki? kendimi kollarımla sarmalar, tırnaklarımı kollarıma geçirir sarmalayışımdan kendimi kurtatır gibi ellerimi aşağıya doğru çekip .. sus tamam salak.

geceliğimin sonuna yolculuk. alın size oyun yaptım. tumblr çıkmışken blogspotta dolanan, takip edenleri seviyom.

koca kız oldum, öpüşelim mi?


14 Mayıs 2012 Pazartesi

12 Mayıs 2012 Cumartesi

serinim




'feet don't fail me now
take me to the finish line
all my heart, it breaks every step that i take
but i'm hoping that the gates,
they'll tell me that you're mine
walking through the city streets
is it by mistake or design?
i feel so alone on a friday night
can you make it feel like home, if i tell you you're mine
it's like i told you, honey

don't make me sad, don't make me cry
sometimes love is not enough and the road gets tough
i don't know why
keep making me laugh,
let's go get high
the road is long, we carry on
try to have fun in the meantime

come and take a walk on the wild side
let me kiss you hard in the pouring rain
you like your girl's insane
choose your last words
this is the last time
cause you and i, we were born to die

lost but now i am found
i can see but once i was blind
i was so confused as a little child
tried to take what i could get
scared that i couldn't find
all the answers, honey

don't make me sad, don't make me cry
sometimes love is not enough and the road gets tough
i don't know why
keep making me laugh,
let's go get high
the road is long, we carry on
try to have fun in the meantime

come and take a walk on the wild side
let me kiss you hard in the pouring rain

choose your last words,
this is the last time
cause you and i
we were born to die

come and take a walk on the wild side
let me kiss you hard in the pouring rain
you like your girl's insane

don't make me sad, don't make me cry
sometimes love is not enough and the road gets tough
i don't know why
keep making me laugh,
let's go get high
the road is long, we carry on
try to have fun in the meantime

come and take a walk on the wild side
let me kiss you hard in the pouring rain
you like your girl's insane
choose your last words
this is the last time
cause you and i
we were born to die'

4 Nisan 2012 Çarşamba

4 Mart 2012 Pazar

kendimi yeterince sevemedim ben, zorunda mıydım..

başım ağrıyor. canım sıkkın.

canım sıkkın'ı kim buldu allah aşkına? bu hissi böyle elini şöyle bir sallar gibi mi, rahat mı, suyun içindeki saçların dalgalanması gibi mi ifade eden o adam kim? aklından neler geçince sıkılırsın? hiçbir şey geçince mi, her şeyin aynı anda üşüşmesi halinde mi, üşüşenlerin canına batıp da geçirmesi halinde mi? hangi halde lütfen buna bir netice verelim. olmadı mı, yeni ifadeler arayalım. bizzat üstlenirim, ansiklopedik de düşünürüm bir yere varacaksak. sağ el - sol el diyagramı gibi her şeyi sıralarım ince ince, bir bir. iş akışını çıkarırım ama his bu, hepsini tanımlayamam ki. sonra bakarsın tüm süreçlerin yanındaki ifade A-Sıkılma B-Sıkılma C-Sıkılma D-Sıkılma E-Sıkılma F-Sıkılma ...


bu iki gün çok insanla tanıştım, çok konuştum, çok yazdım... ben ne ara sosyalliğe adım attım? ya da atmadım? insanlarla konuşmak sosyalleşmek demek değildir. insanlarla konuşmak insanlarla konuşmaktır. hiç ilgimi çekmez. kelimeler onları dillendirenlere pek itaatkar değiller, bunu farkedince konuş, konuşma hoş. ama yazmakta daha iyiyim, öyle ustayım ki hesapsızca yazmaya; bıktığınız bile olur inanır mısınız...


lütfen kimseye afferin demeyiniz. o afferin diyen merci asla bir insan değildir. olamaz yani bunu benden daha önce düşünmüş olmalısınız?


ben sanıyordum birinin 'bir de Deniz'i göreyim ölmeden' haberi bana asla gelmez. geliyormuş. yarın cenazesine gideceğim umarım, keşke ölüm bana bir şey hissettirseydi. bir şey öbeği tek şeyi anlatıyorsa ayrı, bir çok şeyin anlamını ifade ediyorsa bitişik yazılır. işte bu ve bundan önceki o cümlede bir şey dedim ya; yani ufacık, taşın unufak olmuş tek-bir toz hali kadar hissi bende vuku bulsaydı.. buna sevinirdim ama bence siz sizde var olan bu hissin var olmasından ötürü sevinmiyorsunuz.


çok zavallı biriyim. ama hayatımda ezik kelimesinin geçtiği ve anlamlı bir yeri parsellediği bir cümle dahi kurmadım. bana göre o cümlelerin sahibi vahim durumlarda arkadaşlar. kimse adına üzülmüyorum, biri ADINA bir şey hissedemem; bu çok saçma olur.


içini ferah tut ne demek tanrı aşkına!!?? böyle saçmalıklarla uğraşacağınıza Duygum dedi ki dudağın köşesi, yanakla birleştiği yer; oranın neden bir ismi yok ki? önemli bir bölge orası. ona bi isim?

bence dudak dediğimizin kanatları var. yani anlayın işte çok ince dudaklardan bahsetmiyorum. ahha komik oldum! görmeyin beni!

bir gün beni biri görecek diye çok korkuyorum. beni görüp de peşime düşecek, hislenecek diye ödüm kopuyor. kimseye de şans vermiyorum zaten, kendi yarattığı şansı da başına çalıyorum.. sonra kızlarla toplanınca genel beklentiye ayak uydurmak için (ayak uydurmak da ne allah aşkına?? nelere kafa yormuşsunuz..) evet yaa olsa iyi olurdu filan diyorum. hadi ordan. aseksüel olmayı daha da araştırmalıyım.

şu da var ki içinde dokunma geçen her şeyi çok severim. ürperme... (mastar değil olumsuzluk eki!)


yarın hava nasıl olacakmış? sorusunu her zaman bir insana sorun. eğer cevabında size kendi havasından bahsediyorsa ona naif hisler besleyin, ben bile çok severim o insanı. ona `karşı` demedim dikkat et..

teoman müziği bırakmasaydı... diye kafa yormuşluğum var.

bana benzeyen yani hissetmekte zorluk çeken dostum beyefendi, psikologlara gitmiş, gittikten sonra birini bitirmesine rağmen 2. üniversitelere girmiş, işte sosyalliğe kendini vurmuş(sorunu sosyalleşememek de değildi ama..) filan.. sonra bi baktık sosyallik face'de daha çok zaman geçirmeymiş meğer.. ben de dalga geçtim 'naber la sosyal insan?' diye sonra 'becerebildin mi?' dedim 'biz etrafımızda ne kadar çok insan olsa da hep asosyaliz' dedi. ben de dedim ki bi tane daha öpim mi?, o da: sulu öp ama bu sefer. ben de: selpak yok, neyle silicen-kolunla mı pis, dedim. o da sivitşörtümün ucuyla, dedi. tamam gel, saat yaparız, dedim. sol kolunu uzattı, salak dedim getir yanağını öpcem. duvar saati mi yapcan diyor. güldüm. HAYIR TIMELINE!! dedim, gülüştük.