![]() |
| oh your gentle voice |
beyim siz 2. el piyano satıyormuşsunuz...
iki karış boyumla değmeğe çalışmam göğe.(sappho)

başım ağrıyor. canım sıkkın.
canım sıkkın'ı kim buldu allah aşkına? bu hissi böyle elini şöyle bir sallar gibi mi, rahat mı, suyun içindeki saçların dalgalanması gibi mi ifade eden o adam kim? aklından neler geçince sıkılırsın? hiçbir şey geçince mi, her şeyin aynı anda üşüşmesi halinde mi, üşüşenlerin canına batıp da geçirmesi halinde mi? hangi halde lütfen buna bir netice verelim. olmadı mı, yeni ifadeler arayalım. bizzat üstlenirim, ansiklopedik de düşünürüm bir yere varacaksak. sağ el - sol el diyagramı gibi her şeyi sıralarım ince ince, bir bir. iş akışını çıkarırım ama his bu, hepsini tanımlayamam ki. sonra bakarsın tüm süreçlerin yanındaki ifade A-Sıkılma B-Sıkılma C-Sıkılma D-Sıkılma E-Sıkılma F-Sıkılma ...
bu iki gün çok insanla tanıştım, çok konuştum, çok yazdım... ben ne ara sosyalliğe adım attım? ya da atmadım? insanlarla konuşmak sosyalleşmek demek değildir. insanlarla konuşmak insanlarla konuşmaktır. hiç ilgimi çekmez. kelimeler onları dillendirenlere pek itaatkar değiller, bunu farkedince konuş, konuşma hoş. ama yazmakta daha iyiyim, öyle ustayım ki hesapsızca yazmaya; bıktığınız bile olur inanır mısınız...
lütfen kimseye afferin demeyiniz. o afferin diyen merci asla bir insan değildir. olamaz yani bunu benden daha önce düşünmüş olmalısınız?
ben sanıyordum birinin 'bir de Deniz'i göreyim ölmeden' haberi bana asla gelmez. geliyormuş. yarın cenazesine gideceğim umarım, keşke ölüm bana bir şey hissettirseydi. bir şey öbeği tek şeyi anlatıyorsa ayrı, bir çok şeyin anlamını ifade ediyorsa bitişik yazılır. işte bu ve bundan önceki o cümlede bir şey dedim ya; yani ufacık, taşın unufak olmuş tek-bir toz hali kadar hissi bende vuku bulsaydı.. buna sevinirdim ama bence siz sizde var olan bu hissin var olmasından ötürü sevinmiyorsunuz.
çok zavallı biriyim. ama hayatımda ezik kelimesinin geçtiği ve anlamlı bir yeri parsellediği bir cümle dahi kurmadım. bana göre o cümlelerin sahibi vahim durumlarda arkadaşlar. kimse adına üzülmüyorum, biri ADINA bir şey hissedemem; bu çok saçma olur.
içini ferah tut ne demek tanrı aşkına!!?? böyle saçmalıklarla uğraşacağınıza Duygum dedi ki dudağın köşesi, yanakla birleştiği yer; oranın neden bir ismi yok ki? önemli bir bölge orası. ona bi isim?
bence dudak dediğimizin kanatları var. yani anlayın işte çok ince dudaklardan bahsetmiyorum. ahha komik oldum! görmeyin beni!
bir gün beni biri görecek diye çok korkuyorum. beni görüp de peşime düşecek, hislenecek diye ödüm kopuyor. kimseye de şans vermiyorum zaten, kendi yarattığı şansı da başına çalıyorum.. sonra kızlarla toplanınca genel beklentiye ayak uydurmak için (ayak uydurmak da ne allah aşkına?? nelere kafa yormuşsunuz..) evet yaa olsa iyi olurdu filan diyorum. hadi ordan. aseksüel olmayı daha da araştırmalıyım.
şu da var ki içinde dokunma geçen her şeyi çok severim. ürperme... (mastar değil olumsuzluk eki!)
yarın hava nasıl olacakmış? sorusunu her zaman bir insana sorun. eğer cevabında size kendi havasından bahsediyorsa ona naif hisler besleyin, ben bile çok severim o insanı. ona `karşı` demedim dikkat et..
teoman müziği bırakmasaydı... diye kafa yormuşluğum var.
bana benzeyen yani hissetmekte zorluk çeken dostum beyefendi, psikologlara gitmiş, gittikten sonra birini bitirmesine rağmen 2. üniversitelere girmiş, işte sosyalliğe kendini vurmuş(sorunu sosyalleşememek de değildi ama..) filan.. sonra bi baktık sosyallik face'de daha çok zaman geçirmeymiş meğer.. ben de dalga geçtim 'naber la sosyal insan?' diye sonra 'becerebildin mi?' dedim 'biz etrafımızda ne kadar çok insan olsa da hep asosyaliz' dedi. ben de dedim ki bi tane daha öpim mi?, o da: sulu öp ama bu sefer. ben de: selpak yok, neyle silicen-kolunla mı pis, dedim. o da sivitşörtümün ucuyla, dedi. tamam gel, saat yaparız, dedim. sol kolunu uzattı, salak dedim getir yanağını öpcem. duvar saati mi yapcan diyor. güldüm. HAYIR TIMELINE!! dedim, gülüştük.
bir gün bana tek taş alacaksan eğer beni hiç tanımıyorsun demektir.
Hikmet, gel BENOL.
hani 3 suları, akşama doğru 5 suları, sabah karşı 4 suları diyorsun ya; suları demen ne ferahlık veriyor bana anlatamam. üçsularıdiyendudağını öpmek istiyorum. üçsularıdiyendudağınınbükülüşünü hep görebilmek istiyorum.
Kahvaltılıkların kapaklarına çok güzel kuytu köşelerde yer bulan adam; Deniz sana bayılıyor olm, ne duruyorsun..
yine uyumadığım çok da kar yağan bir gecede, ince yastığımı koltuğumun altına aldım. gittim pencerelerden yere en yakın olanının perdesini açtım. yastığı duvarla bitiştirdim, yere uzandım. ordan bakınca kar göğe doğru yağıyordu. EN BÜYÜK YANILSAMA NE ŞİMDİ? SALAK.
benimle karşılaşacak olan adam ya yarı yolda birine takılıp kalıyor ve ben bekliyorum ya da vardığında takıntılı oluyor. bu demek olsun ki ben hep bekliyorum.
yalnız,
onları değil kendimi.
yeni bir anlam doğar mı diye hep düşünüyorum. ne dersin albayım, bu sefer olduracak mıyız?
hepsini bulucam bir bir,
yerine koyucam bir bir.
şimdi sizi bi kızla tanıştıracağım tüm bluzleri Medium olan.
söylemesi çok güzel kelimeler var. earl grey. gokhan'ın hazırladığı cdlerin içinde Mary and Max diye bi film vardı, aylarca izlemeyi reddettim saçma sapan bişiydir, aşktır, meşktik izlenilmez diye. neyse izledim işte. adı earl grey olan bi adam vardı. filmi öyle sevdim ki daha kimseye önermedim.
gökhan ismini gokhan olarak yazmayı da çok tercih ediyorum bu aralar. ama ösüz telaffuz etmek biraz zor. damak yapısı sanırım. bi de hunharca kelimesi var, neden ona da hisler besliyorum.
bence çirkin kızlar sadelikle kol kola olmalılar. taktıkları o koca koca boncuklu kolyeler/bilezikler, o parıltılı küpeler, efendime söyleyeyim o dudağından bal damlayacak gibi duran ışıltılı rujlar filan sizi daha güzel yapmıyor. lütfen, gerçeğini benimsemek öyle kolay ki. nerden bulursunuz o iğrenç şıkırtıları, anlamam öyle zor ki. yine de açtırdınız kutuyu söyleteceksiniz kötüyü: ben de turkuvaz taşını çok seviyorum. unutmazsam bir çift küpemin ve bir adet bilekliğimin fotoğrafını çekip bir zamanda sergilemeyi dilerim.
ben efendime söyleyeyim sağır sultaanım sen anla.
bazı sabahlar çok deli kızın çeyizi gibi.
birinizin Hakkımda kısmında inler itim dinler götüm yazıyodu. ananemle ben beğendik seni.
mesela evde bir ayağı daha kısa bir eşya var sağına soluna yatan, hemmen topal ayşe diye kızıyorum ona. insanlarla aram yok, anlayacağınız eşyalarla da.
azalarak biter mi insanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum diyen tip? ben mesela hayvanları çok seviyorum ama insanları tanımıyorum. patronumun evinde Gigi, Bonish ve Brigitte var. adlara göre tahmin edersiniz shih tzu olanı, american cocker olanları(!). ben çoğu zaman kendimi tanımıyorum da. toplumun ahlakına göre ters köşeye yatma meyilimden değil, kendimi irdelediğimde hep başlangıçta takıldığımdan.
her ne ise işte, her ne ise.
parlayan anlatımlarım yok, bu insanlar bot mu?
hani şu elleri hep soğuk olan kadınlar var ya, hah işte ben de onlardanım. ısıtmak için onları bacak arama sıkıştırıyorum, hiç farketmiyo yanımda/karşımda kimin oturduğu. acaba dedim bu sabah da metroda öyle ellerim bacak aramda oturduğum için mi yoksa bakılacak yüzüm olduğu için mi bakıyordunuz bana? belki biriniz cevap verirsiniz; ama yüzümü görmediniz.
oturdum ve yazmak istedim, olmadı üzgünüm Cenk. ben yazmak istedim ama kelimeler? ,dedim. ya kelimeler hani? ,dedim. uykudalar canım efendim, uykudalar.
"az önce bir masal bitti, kimse bilmiyor... öpücük balığı bir iskelede, güneş altında çırpınıyor. ilknur'un gözlerinin işi var,benim yüreğim çoktan kovulmayı hak etmiş, boşta gezer... uzaklarda küçük bir çocuk, uyuklamış ninesini sarsıp ''bana masal anlat.'' diye ağlıyor... diyelim ki öyküsünü yazdım, beş para etmiyor."
*azalarak bitiremem atilla atalay sevgimi. çoğalarak soğudum ben hep ki.
Büyüdüm. Gene de zaman zaman, benden başka herkesin bir birlikteliğin parçası olduğu inancı içinde kendimi hâlâ grubun dışında hissediyorum.*