Yok ayakları senin gibi kanatlı."
13 Şubat 2012 Pazartesi
9'larla aram iyidir
Yok ayakları senin gibi kanatlı."
10 Şubat 2012 Cuma
nevizade sokağı’ndayız, yol boyu meyhane..*
şimdi sizi bi kızla tanıştıracağım tüm bluzleri Medium olan.
söylemesi çok güzel kelimeler var. earl grey. gokhan'ın hazırladığı cdlerin içinde Mary and Max diye bi film vardı, aylarca izlemeyi reddettim saçma sapan bişiydir, aşktır, meşktik izlenilmez diye. neyse izledim işte. adı earl grey olan bi adam vardı. filmi öyle sevdim ki daha kimseye önermedim.
gökhan ismini gokhan olarak yazmayı da çok tercih ediyorum bu aralar. ama ösüz telaffuz etmek biraz zor. damak yapısı sanırım. bi de hunharca kelimesi var, neden ona da hisler besliyorum.
bence çirkin kızlar sadelikle kol kola olmalılar. taktıkları o koca koca boncuklu kolyeler/bilezikler, o parıltılı küpeler, efendime söyleyeyim o dudağından bal damlayacak gibi duran ışıltılı rujlar filan sizi daha güzel yapmıyor. lütfen, gerçeğini benimsemek öyle kolay ki. nerden bulursunuz o iğrenç şıkırtıları, anlamam öyle zor ki. yine de açtırdınız kutuyu söyleteceksiniz kötüyü: ben de turkuvaz taşını çok seviyorum. unutmazsam bir çift küpemin ve bir adet bilekliğimin fotoğrafını çekip bir zamanda sergilemeyi dilerim.
ben efendime söyleyeyim sağır sultaanım sen anla.
bazı sabahlar çok deli kızın çeyizi gibi.
birinizin Hakkımda kısmında inler itim dinler götüm yazıyodu. ananemle ben beğendik seni.
mesela evde bir ayağı daha kısa bir eşya var sağına soluna yatan, hemmen topal ayşe diye kızıyorum ona. insanlarla aram yok, anlayacağınız eşyalarla da.
azalarak biter mi insanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum diyen tip? ben mesela hayvanları çok seviyorum ama insanları tanımıyorum. patronumun evinde Gigi, Bonish ve Brigitte var. adlara göre tahmin edersiniz shih tzu olanı, american cocker olanları(!). ben çoğu zaman kendimi tanımıyorum da. toplumun ahlakına göre ters köşeye yatma meyilimden değil, kendimi irdelediğimde hep başlangıçta takıldığımdan.
her ne ise işte, her ne ise.
parlayan anlatımlarım yok, bu insanlar bot mu?
hani şu elleri hep soğuk olan kadınlar var ya, hah işte ben de onlardanım. ısıtmak için onları bacak arama sıkıştırıyorum, hiç farketmiyo yanımda/karşımda kimin oturduğu. acaba dedim bu sabah da metroda öyle ellerim bacak aramda oturduğum için mi yoksa bakılacak yüzüm olduğu için mi bakıyordunuz bana? belki biriniz cevap verirsiniz; ama yüzümü görmediniz.
oturdum ve yazmak istedim, olmadı üzgünüm Cenk. ben yazmak istedim ama kelimeler? ,dedim. ya kelimeler hani? ,dedim. uykudalar canım efendim, uykudalar.
"az önce bir masal bitti, kimse bilmiyor... öpücük balığı bir iskelede, güneş altında çırpınıyor. ilknur'un gözlerinin işi var,benim yüreğim çoktan kovulmayı hak etmiş, boşta gezer... uzaklarda küçük bir çocuk, uyuklamış ninesini sarsıp ''bana masal anlat.'' diye ağlıyor... diyelim ki öyküsünü yazdım, beş para etmiyor."
*azalarak bitiremem atilla atalay sevgimi. çoğalarak soğudum ben hep ki.
5 Şubat 2012 Pazar
Yatağımda küçük bir kız. Yanına yattığımda uyanır gibi oluyor. "Anne, ağzım öpücüklerle dolu".*
Büyüdüm. Gene de zaman zaman, benden başka herkesin bir birlikteliğin parçası olduğu inancı içinde kendimi hâlâ grubun dışında hissediyorum.*
1 Şubat 2012 Çarşamba
bugünlerde suratsızım, somurtuyorum.
æ yeni kayıt? yeni değil ki bu, kaç çarşambadır düşündüklerim bi sana mı yeni? boşversene...
geceleri uyuyamayan ben yeni duş almış halimle pencereden bedenimin yarısını sarkıtarak sigara içtim, saçlarım ıslaktı, karın yağması durmuştu. artık yağmalamıyordu. ben de sarkabildiğim kadar sarktım, kimsenin görmemesi-öyle umuyorum- iyi oldu yoksa annemlere lâf gelir miydi bilmiyorum ama hastalandım. her yerim ağrı içinde. yine olsa yine sarkardım, saçlarımdan tokayı herkese çıkaramam; ama o gece dünyanın bir yerindeki o sokağa çıkardım. iyi de oldu. dalgalandık.
ya bence bu da saçma: hayatlarımız tanrı'nın durumlarından oluşuyor bence. o'nun durumlarından ibaretiz, hepimiz bir durumuz. durum. durum. drums.
æ acaba günlük tutmaya devam etseydim; her salı günü yazdıklarımı okuyunca periyodik olarak düşünmüş/eylemiş/yemiş/varmış/ayrılmış/çizmiş/dinlemiş/kulak vermiş/.. şeylerin olduğunu görecek miydim? ben günlüğüme böyle şeyleri mi yazıyordum ki? boşversene...
æ sonra saklambacı aradınız, lâ'yı gıdıkladınız. (tanrım, keşke siz de orada olsaydınız!)
lâ'yı gıdıklamak. bas bas dur, bas bas.
æ çok güzel bir yer biliyorsa orda kahve içsinler.
æ yanında kitap getirir misin? dokunamam mı? boşversene...
bu yukardakiler ne saçma, aslında birşey anlatmayı istemek. saçma olan o, neden ki? anlaman gerekir anlatmadan ya, ses çıkararak anlatmadan anlaman gerekir senin. insan ne işe yarıyor ki öyleyse? anlamıyorsan ne işe yarıyorsun? bi boka yaradığın yok canım, sadece internet bağlantın var. birinden iki çift lâf beklemek seni heyecanlandırıyorsa ne diyim ben sana Deniz?
21 Aralık 2011 Çarşamba
15 Temmuz 2011 Cuma
saçıma dokunma*
"saçıma dokunma" diyorsun masal saçan bir sesle.*
ekmek gibi dilimlediğimiz yatak sarılmış bize,
bırakmak istemiyor.
kasıklarını öperken "saçıma dokunma" diyorsun;
dilimde gezdirirken seni,
"saçıma dokunma, n'olur"...
kapısı açılan bahçene girerken bir daha, bir daha
anılar dökülüyor göksarmaşıktan.
ikimiz de biliyoruz;
bir çözsem saçlarını,
bir daha söz etmeyeceğiz ayrılıktan.
saatlerin saçları olsaydı sevgilim,
bu kadar hızlı geçip gider miydi zaman?
ah sevgilim, ne diyecektim ben sana?
aç pencereyi ve dışarıya bak
son gecemizde kar altında kuğular.
